:: otel ::

Gecenin Günlüğü - Otel

Yaz ortasındaki gri, puslu ve kasvetini insanın içine işleten gökyüzüne doğru bakarken ufaktan soğumaya yüz tutmuş kahvesinden bir yudum aldı genç kadın.  Banyodan oturma odasına doğru sızan su damlalarının fayans zemini dövme sesi, sevdiği adamın yakınlarda oluşunun verdiği güvenlik hissinden fazlasını çağrıştırıyordu ona. Büyük ihtimalle yoldayken yağmura yakalanacaklardı ve o, yağmurdan ezelden beri nefret ederdi. Uzun ve soğuk bir kışın ardından insanın kendini sıcağa ve güneşe sarıp sarmalatmayı dört gözle beklediği günlere varmışken, yağmurun Haziranın ortasına çöreklenmesinden fazlasıyla rahatsızdı. Erkek arkadaşının başvurduğu işlerden birinden geri aranmayı nihayet başarmış olmasına rağmen işverenlerin görüşme için bu ıslak ve loş hafta sonunu seçmiş olmaları da rahatsızlığını ikiye katlıyordu. Aksi gibi ona eşlik edeceğine söz vermişti.

İçini çekip mutfak tezgahına yöneldi ve kahve bardağını bıraktı. Eskimiş mutfak dolaplarından birinin kapağını açarken içinde yaşadıkları bu köhne apartman dairesindeki pek çok şeyde olan yaşlı gıcırtının aksi sesiyle karşılaştı. Erkek arkadaşı üniversiteden mezun olalı neredeyse sekiz ay olmuştu. Genç kadına gelince, son sınıf öğrencisiydi ve yaptığı iş başvurularına henüz geri dönen olmamıştı. Şimdilik sevgilisinin bu derme çatma öğrenci evine muhtaçtılar ve o, evin her köşesinden nefret ediyordu. Gel gör ki ne kendine ne de ona kızabiliyordu. İkisi de var güçleriyle deniyorlardı. Büyük bir şehirde ayakta kalma savaşı çoğu kez karşı tarafın üstünlüğü bilinse de pes edilmeyen savaşlara benziyordu. Onlar, geldikleri küçük şehirlere dönmektense bu savaşı büyük yaralarla da olsa kazanmaya hevesli sayısız gencin üye olduğu bir kulübün iki adsız üyesiydiler.

Yaklaşık yarım saat sonra apartmandan çıkarlarken arka sokağa ağır bir sis çökmüştü. Havadaki serinlik insanı ürpertmekten ziyade  tuhaf bir huzur veriyor gibiydi. Arabaya binerlerken genç kadının gözleri ikinci kattaki balkonlarına takıldı. Pervazda duran iki çiçekliğin içi begonyalarla kaplıydı. Yağmurda ıslanmış sarı, pembe, mor begonyalar pis beton binayla renkli bir tezat oluşturuyorlardı. Araba yavaşça balkonun altından ilerleyip ana yola doğru dönerken begonyalar rüzgarda hafifçe titredi.


Şehir dışındaki randevuya doğru dikkatlice ilerleyen genç adam göz ucuyla yan koltukta oturan sevgilisini süzdü. İçeride ön cama vuran yağmur damlalarını savuşturan sileceklerin ritmik sesinden başka ses duyulmuyordu. Genç kadın solgun görünüyordu ve bir şeylere sinirli olduğu zamanlarda yaptığı gibi dudaklarını kemirmekteydi hafifçe. Aklı kadının gerginliğinden bu işe yaptığı başvuruda gönderdiği ön yazının detaylarına gitti. Ne yazmıştı sahi? Turizm Otelcilik okurken yaptığı staj deneyiminden edindikleri dışında yani. Bir kaç süslü cümle düşündü. Ortanın üstü İngilizce ve İspanyolca bilgisine mutlaka bir şekilde değinmeliydi. Resepsiyonistler için en önemli kıstaslardan birinin oteldeki konuklarla farklı dillerde anlaşabilmek olduğu düşünülürse…

… iki güçlü far ve yanındaki kadının keskin çığlığı onu ana döndürmeye yetti. Adam direksiyonu son anda kırdı ve kamyonetin kornası arabanın kendi bulunduğu tarafından kulakları sağır edercesine geçti. Genç kadının çığlığı isterik haykırışlara dönüşürken araba yolun sağına doğru yanaşıp durdu. Sileceklerin ritmine bir de flaşörlerin yanıp sönerken çıkardıkları ses eklenmişti. İlk şokun ardından derin derin alınan nefesler aracın camlarında hafif bir buğuya dönüştü. Birbirlerine baktılar.

Genç kadın bir düzine öfke dolu cümle sarf etti.

Genç adam bunları duydu ve umursamadı.

Biri için önemli olan ikisinin de hala hayatta oluşu, kimseye bir zarar gelmeyişiydi. Öteki için önemli olan ise az kaldı hayatını kaybedecek olmasıydı. Çoğu zaman olduğu gibi aynı yerde değildiler. Biri “burada”dayken diğeri hala “orada”ydı.

Arabanın tavanına vuran yağmurun sesi, kadının yakınmalarına karıştı. Yakınmalar mırıltılara dönüştü ve mırıltılar suskunluğa. Genç adam yüzünü ovuşturduktan sonra ellerini saçlarına daldırıp bir dakika öylece durdu. El frenini çekip yeniden gaza basmadan önce yaptığı son şey buydu.

Otel şehirden yaklaşık yarım saat uzaklıktaki bir gölün kenarına konuşlanmış eski bir konaktı. El değiştirip restore edildikten sonra ilave edilen birkaç binayla birlikte hizmete sunulmuştu. Taşlık yoldan sis, yağmur ve her iki tarafta yükselen yarı çıplak ağaçlar eşliğinde ilerlediler. Suskundular. Kendi dünyalarında, kendi düşüncelerine gömülü halde bir park yeri bulup, arabadan indiler. Hızlı adımlarla yarı aralık ahşap kapıdan içeri girdiklerinde ayak sesleri kalın ve kırmızı halıda toklaştı. Tam karşılarındaki uzun tezgahın ardında zayıf, yaşlı bir adam gözlüklerinin ardından ifadesizce onlara bakıyordu. Çift yavaşça geniş ama bir o kadar sessiz ve tenha lobiyi geçip adama yaklaştı.

Gecenin Günlüğü - otel 2Yaklaşık beş dakika sonra genç kadın lobideki deri koltuklardan birinde elinde bir tatil dergisiyle oturmaktaydı. Yapılan klasik müzik yayını onu rahatlatmaktan çok uzaktı zira resepsiyondaki yaşlı adam dışında etrafta kimsenin olmayışı giderek daha da sinir bozucu bir hal alıyordu. Köşedeki antika duvar saatinin sarkacı yavaş yavaş salınıyor, yağmur damlaları camlar boyunca salına salına süzülüyorlardı. Manikürü gelmiş ellerine baktı. Düşündü. Belirsiz olanları, belirgin olanları, keşkeleri, belkileri düşündü. Her kadın gibi döndü dolaştı ilişkisine geldi düşünceleri. İlişkisindeki keşkeler ve belkiler arasında boş gözlerle çevirdi elindeki derginin sayfalarını. Arada sırada başını kaldırıp karşıdaki saati kontrol ediyordu ve bunu yaptıkça akrep ve yelkovan giderek yavaşlıyordu. Kafasını her kaldırışında geçen zaman önce 5 dakikada birken şimdi nerdeyse 30 saniyede bire inmişti. Tüm bunlar eşliğinde geçen yarım saatin ardından genç kadın kendini artık geri sayıyor olduğu gerçeğiyle avutur buldu. Her an sevdiği adam şu merdivenlerden inebilir ve oradan çıkıp gidebilirlerdi. Sevmediği, sıvaları dökülmeye yüz tutmuş ev her geçen dakika ona cennet gibi gelmeye başlamıştı.

Yarım saat 45 dakikaya dönüşüp, 45 dakika 1 saate yaklaştığında genç kadının sabrı da nihayet tükendi. Tam yaşlı adama doğru gitmek için ayağa kalktığında antika saat öğlen 12’yi vurmaya başladı. Tchaikovsky’nin “Arabian Dance”i ritmik gong sesleriyle bölünürken yutkundu genç kadın. Yağmur damlaları camlarda duraksar gibi oldular bir anlığına. Hızlı adımlarla resepsiyona yürürken artan gerginliğinin kötü başlayan bir günün eseri olduğuna inandırmaya çalıştı kendini. Donuk gri bakışlar ona doğru çevrilirken omurgası boyunca gezinen ürpertiyi hissedebiliyordu. Görüşme hakkında bilgi almak istediğini söyledi ve bu sırada sesinin titremesine engel olamadı.

Adam gözlerini ondan ayırmadan çevirmeli telefonun ahizesini kaldırdı. Kemikli elleri neredeyse bir pençeyi andırıyordu. Artık olmayacak düşüncelere kapılıyordu genç kadın. Neredeydi sevgilisi? Kemikli parmak ona üst kata giden merdivenleri işaret ettiğinde itiraz etmeye çalıştı. Kendisiyle gelen adamın iş görüşmesiyle ilgili bilgi almak istiyordu. Oysa bir çift donuk gri göz gözlerinin içine bakmaya ve adeta bir insana değil iskelete aitmiş gibi duran parmak sessizce merdivenleri işaret etmeye devam ediyordu. Derdini anlatamayacağını kabullendiği an sessiz bir küfür savurup sevgilisinin adını haykırmaya başladı. Bir taraftan merdivenleri hızlı hızlı çıkıyor bir taraftan da erkek arkadaşı olmasa da en azından bir otel sakininin dikkatini çekeceğini umuyordu. Üst kat koridoru boyunca uzanan odaların yanından hızlı hızlı ilerlerken her an bir odanın kapısının açılacağını ve sevgilisinin belireceğini düşünmeye devam etti. O sırada koridor sağa doğru kıvrıldı. Genç kadın dekoratif bir aynanın önünden geçti. Aynanın kendisi dışında başka hiçbir şeyi yansıtmadığını fark etmedi bile. Gözü koridorun sonundaki geniş, kanatlı kapılara takıldı. Burası mutlaka bir toplantı odası olmalıydı.

Derin bir nefes alıp kalp atışlarını yavaşlatmaya, sakinleşmeye çalıştı. Kapılara doğru ilerlerken içeri girmesinin uygun olup olmayacağını düşünüyordu. Toplantıyı bölmesi durumunda bir çuvar inciri berbat edecekti. Elleri kapıların tokmaklarında bir süre duraksayıp içeriden bir ses duymayı bekledi. Ne var ki duyabildiği tek ses kendi nefesiydi.

Tokmaklar avuçlarında yavaşça döndü. Ağır kapılar sessizce aralandı. İçerisi oldukça aydınlıktı. Gördüğü manzara karşısında bir an donakaldı genç kadın. Oda tüm fizik kurallarını alt üst edercesine sonsuz bir perspektifle uzanıyordu. Her iki duvar boyunca sıralanmış somyalarda üzerleri örtülü kabartılar vardı. Bu örtülerin her birinin üzerinde ise bir cisim parlamaktaydı. En yakınındaki yatağa doğru titrek adımlarla ilerlerken parlayan cisim yavaşça, hiç acele etmeden korkudan küçülmüş göz bebeklerinde belirginleşti ve anlam kazandı.

Bir bıçak.

İstemsiz bir çığlık yırttı boğazını. Başı dönerken hafifçe sendeledi. Geriye doğru döndüğünde ise korkudan bir an nefesi kesildi. Resepsiyondaki yaşlı adam çehresine sinmiş donuk ifade ve gri gözlerinden silinmeyen anlamsız bakışla kanatlı kapıları yüzüne kapıyordu.

Genç kadının son çığlığı şiddetlenen yağmurda kayboldu.


Son Posta Gazetesi/19 Haziran

İstanbul’da Şiddetli Yağmur Can Aldı

Sabah saatlerinde Avcılar istikametinde gitmekte olan 34 DZ 456 plakalı araç kaygan zeminde kontrolden çıkarak karşı yönden gelen kamyonetle çarpıştı. Sürücü Ateş Belir (24) yapılan tüm müdahalelere rağmen olay yerinde can verirken, kız arkadaşı olduğu öğrenilen Iraz Algün (23) kaldırıldığı hastahanede öldü.